TEHDİTLERE DEĞİL, GERÇEKLERE BAKARIZ
Gazetecilik, tehditle yön değiştirenlerin değil, gerçeğin peşinden gidenlerin mesleğidir.
Bir haber yayınlandıktan sonra telefonlar çalabilir, eleştiriler gelebilir, hatta üstü kapalı tehditler savrulabilir.
Bunların hiçbiri gazetecinin rotasını değiştiremez.
Çünkü bizim pusulamız kişiler değil, kamu yararıdır.
Basın mensupları kimi zaman devlet kurumlarının göremediği ya da gözden kaçırdığı ayrıntıları ortaya çıkarır.
Bu sayede yanlışın büyümesi önlenir, kurumlar eksiklerini görerek gerekli tedbirleri alma fırsatı bulur.
Çürümeyi kokuşmuşluğu önler
Gazeteciliğin en önemli görevlerinden biri de budur.
Valilik makamında çekilen özel fotoğraflarla ilgili haberimiz de tam olarak bunu amaçlıyordu.
Makam panolarının hısım, akraba ve eş dostun hatıra fotoğrafı çektirdiği bir alan gibi kullanılmasının doğru olmadığını ortaya koyduk. Kimseyi hedef almak gibi bir düşüncemiz olmadı.
Maksadımız makamın saygınlığını korumaktı. Haber de amacına ulaştı.
Ancak sonrasında farklı bir süreç başladı.
Tanımadığım bir kişi beni arayarak, fotoğrafının izinsiz kullanıldığını, haberin kaldırılmasını istedi. Kendisine, haber değeri taşıyan kamusal bir görüntünün sansürlenemeyeceğini söyledim.
Bunun üzerine ben avukatım, diye başladı eşinin avukat olduğundan söz ederek hukuki süreç başlatacağını ifade etti.
Ben de bu yaklaşımın bir baskı oluşturamayacağını açıkça dile getirdim. Savcılıktan yazı gelirse bakarız dedim
Konuyla ilgili araştırma yaptığımda şahsın Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde devlet memuru olduğunu öğrendim. O andan sonra mesele, bir fotoğraf tartışmasının ötesine geçti.
Burada önemli olan kişinin kim olduğu değil, kamuya açık bir alanda ortaya çıkan yanlışın haberleştirilmesidir.
Haberin özü budur. Geri kalan tartışmalar ise bizim açımızdan sadece gürültüdür.
Biz tehditlere alışkınız.
Yıllardır yaptığımız her önemli haberin ardından memnun olan da oldu, rahatsız olan da... Ama hiçbir zaman kalemimizi baskıya teslim etmedik.
Çünkü gazetecilik, korkarak yapılacak bir meslek değildir.
Bugün üzerinde durulması gereken bir başka konu ise otizmli çocuğun yaşadığı olaydır.
Görüntülerde çocuğun göz çevresindeki morluklar herkesin dikkatini çekmiştir. Resmi açıklamalar elbette önemlidir. Ancak toplum vicdanını rahatlatacak olan yalnızca açıklamalar değil, gerçeğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılmasıdır.
Olayın ardından ailenin yaşadığı mahalleden başka bir mahalleye taşınması da üzerinde durulması gereken önemli bir ayrıntıdır. Eğer her şey söylendiği kadar basit olsaydı, böyle bir taşınmaya neden ihtiyaç duyulsun?
Aksaray daha önce de otizm konusunda Türkiye'nin gündemine geldi. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kurulan komisyon üyeleri ilimize gelerek ailelerle, eğitimcilerle ve ilgili kurumlarla görüşmeler yaptı. Bu süreç hepimizin hafızasında yerini koruyor.
Hiç kimse ilimizin bu tür olaylarla yeniden anılmasını istemez.
Bunun yolu ise olayları görmezden gelmek değil, gerekli tedbirleri zamanında almaktır.
Devlet, aileye sahip çıkar, benzer olayların tekrar yaşanmaması için kararlı adımlar atarsa hem mağdur korunur hem de toplumun devlete olan güveni güçlenir.
Ancak olayların üzeri örtülür ve gerekli hassasiyet gösterilmezse, yarın benzer bir saldırının yaşanması halinde bunun sorumluluğu çok daha ağır olacaktır. Çünkü konu, engelli bir bireyin güvenliğidir.
Unutmamak gerekir ki hepimiz birer engelli adayıyız.
Gazetecilik suçlu arama mesleği değildir. Gazetecilik, gerçeği ortaya çıkarma mesleğidir.
Biz kişilerle değil, kamu yararıyla ilgileniyoruz. Haberin merkezinde isimler değil, gerçekler vardır.
Gerçekler konuşuldukça toplum kazanır; tehditler ise gelir geçer.













Yorumlar