Elveda Eskişehir



Şehirler kendini ilk izlenimlerle anlatır. Bazen bir cadde, bazen bir park, bazen de içinden geçen bir su… İşte Porsuk Çayı da Eskişehir’in kimliğini oluşturan en önemli unsurlardan biri.


Yıllardır anlatılırdı; ortasından su geçen, etrafında gençlerin, ailelerin vakit geçirdiği, sandallarla süslenmiş bir şehir diye…


Doğrusu, görmeden fikir yürütmek kolay. Biz de zaman zaman kendi şehirlerimiz için “aynısını yapabilir miyiz?” diye düşünmeden edemiyorduk.

Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun 30. Kuruluş yılında Başkanlar Konseyinin 70.toplantısı dolayısıyla Eskişehir’e gelince, anlatılanları yerinde görme fırsatı bulduk. İki gün kısa bir süre ama bir şehri hissetmek için bazen yeterlidir.

Porsuk Çayı’nın etrafında yaptığımız yürüyüşte gördük ki, bu iş sadece suyu akıtmak değil; bir vizyon meselesi.


Bir zamanlar bulanık ve bakımsız olduğu söylenen bu suyun, bugün şehrin cazibe merkezine dönüşmesi tesadüf değil. Etrafındaki düzenlemeler, sosyal alanlar ve estetik dokunuşlar, Eskişehir’e farklı bir kimlik kazandırmış.


Şehri gezerken parklar, yeşil alanlar ve sosyal yaşam dikkat çekiyor. Özellikle Odunpazarı Modern Müze ve çevresi, kültürle estetiğin buluştuğu noktalardan biri olarak öne çıkıyor.


Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce ise zarafeti ve vizyonuyla dikkat çekiyor. Konuşmalarında sadece bugünü değil, geleceği planlayan bir yaklaşım görmek mümkün.

Bu da gösteriyor ki bir şehrin değişimi, sadece projelerle değil, bakış açısıyla başlıyor.

Ulaşımda tramvayların şehre kattığı renk de göz ardı edilemez. Modern şehircilik anlayışıyla birleşince, ortaya yaşanabilir bir kent çıkıyor.


Elbette her şehrin kendine özgü şartları var. Ama Eskişehir’in başardığı şu: sahip olduğu değerleri doğru kullanarak bir marka şehir haline gelmek.

İki gün kaldık…


Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Eskişehir, sadece gezilecek değil, yaşanabilecek bir şehir.

Elveda Eskişehir…

Ama bıraktığın iz, kolay silinecek gibi değil.